Giresun Üniversitesi Öğrencileri Paylaşım Alanı

Daha iyi bir Giresun Üniversitesi için...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 UYANIŞ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: UYANIŞ   C.tesi Eyl. 22, 2007 3:00 pm

İ.Newton, termodinamiğin 1. yasasında, “bilgi mükemmelliğe götürür.” der. Newton, ne kadar çok bilgi edinirsek, kendimiz de dahil olmak üzere, her şeye hakim olma niteliğinin gelişeceği, bunun sonucunda –iyiye,güzele,doğruya- yaşanılabilen bir dünyayı yaratabileceğimiz düşüncesindeydi.

18. yüzyıl Avrupası’nda ödev ahlakı kavramının ortaya çıkması, aydınlanan (entellektüel) bireylerin (literatürde birey entellektüele karşılık gelir) toplumlarına karşı sorumlu olmalarını da beraberinde getirdi. 19. yüzyılda “vatandaş” ismini kendi iradesiyle (ulus devleti kendisi inşa ettiği için) kabul edip özgür insandan feragat etmiş olan aydınlanmış insan (entellektüel), toplumuna, devletine karşı sorumluluğu “vatandaş” olmanın temel şartı olarak saydı.. Ödev ahlakının kabataslak tarifi bundan ibarettir ve bu zihniyet Almanya’nın birliğini sağladığı gibi ulus devletlerin de temelini teşkil etmiştir.

Termodinamiğin 2.yasasında –ENTROPİ YASASI- ise; “bilgi için sarf ettiğimiz enerji bizi yok olmaya, tükenmeye –bir yıldızın sönmesi gibi- götürmektedir. Bilmek için ne kadar çok enerji sarf edersek yaşlanmaya ve ölmeye o kadar çok yaklaşacağız.”anlayışı hakimdir.

“All fixed, fast-frozen relations, with their train of ancient and venerable prejudices and opinions, are swept away, all new ones become antiquated before they can assify. All that is solid melts into air, all that is holy is profained, and man is at last compelled to face with sober senses, his real conditions of life, and his relations with his kind…” (2)




Karl Marx-Friedrich Engels, The Communist Manifesto




Henry David Thoreau- sivil itaatsizliğin teorik çerçevesini hazırlayan kişi- 1846 yılı temmuz ayının son günlerinden birinde vergi memuru Sam Staples’e rastlar. Vergi memuru onun dört yıldan beri kafa vergisini (poll tax) ödemediğini, artık ödemesi gerektiğini, hatta bu küçük meblağı kendisinin onun adına ödeyebileceğini söyler. Thoreau bu dostane teklifi geri çevirerek ilkesel nedenlerle bu vergiyi ödemeyeceğini bildirir. Bunun üzerine Staples, Thoreau’yu kasabanın hapishanesine götürür. O günü ve geceyi orada geçirirken ziyarete gelen arkadaşı Emerson’un , “Henry, neden buradasın?” sorusuna, Waldo “Sen neden burada değilsin?” diyerek verdiği karşılık Thoreau’nun ilkesel nedenlerinin çok kısa bir özetidir.(3)

Anlamların, değerlerin erozyona uğradığı bir dönemde karakter aşınmasının da yoğun yaşandığı, ipliğimizi pazara çıkarıp, anamızı boyayıp babamıza satmaya kalktığımız bu dönemde, insanlığın sorumluluğunu ve yükünü omuzlarına almış tüm insanlar adına soruyorum:

“ BURADA MISINIZ ?”

Bir gazeteci Hilmi Yavuz’la röportaj yapıyor. Şöyle başlıyor konuşmaya:
- “…felsefeci açıklama yapar…”
Hilmi Yavuz araya girer:
- “Bilim adamı açıklama yapar; felsefeci anlamaya çalışır…” der.

Kendinden –duygularından, düşüncelerinden ve davranışlarından- en ufak bir şekilde
şüpheye düşmeyen çoğunluk bir kez olsun varlığını sorgulayıp, ne için varolduğunu, varlığının ne anlam taşıdığını hesaba katmış mıdır?

“Araştırılmayan, incelenmeyen, üzerinde düşünülmeyen bir hayat yaşanmaya değmez, anlamsızdır.” diyor Sokrates.
İşte bundan dolayı soruyorum:
“YOK OLMA PAHASINA –Entropi Yasası- BURADA MISINIZ?”

O halde;
“ LAİLAHEİLLALLAH ! ”

Tabiki İmam-ı Rabbani Hazretlerinin buyurduğu gibi; “Davranışlarımızın ne sonuçlar getireceğinin farkında –idrak- mıyız?” sorusunu hiç aklımızdan çıkarmadan

Her şeyin ALLAH’ın kontrolünde olduğunu da hesaba katarak…




“EY RABBİMİZ, UNUTTUK YAHUT YANILDIYSAK BİZİ TUTUP SORGUYA ÇEKME. EY RABBİMİZ, BİZDEN EVVELKİLERE YÜKLEDİĞİN GİBİ ÜZERİMİZE AĞIR BİR YÜK YÜKLEME. EY RABBİMİZ, TAAKAT GETİREMEYECEĞİMİZİ BİZE TAŞITMA. BİZDEN SİL, BAĞIŞLA, BİZİ ESİRGE. SEN MEVLAMIZSIN BİZİM. ARTIK KAFİRLER GÜRUHUNA KARŞI DA BİZE YARDIM ET.”
BAKARA SURESİ /286




Yıllar önce “7. işaret” diye bir film seyretmiştim. Filmin senaryasunda İncil’deki ayetler hakimdi. Filmin konusu kıyamet alametleri ile ilgiliydi. Filmin sahnelerini gözlerinizin önüne serebilmek için Kuran-ı Kerim’in Bakara sûresine ve rahmetli Arif Nihat Asya’nın “Nâât” şiirine başvuracağım:




“Yeryüzünde riyâ, inkar, hıyanet,
Altın devrini yaşıyor.
Diller, kıtalar, sayfalar,
Eb-u Leheb öldü diyorlar.
Eb-u Leheb ölmedi ya Muhammed!
Eb-u Cehil kıtâlar dolaşıyor…”
A.NİHAT ASYA

“…YERYÜZÜNDE KAN DÖKECEK, FİTNE ÇIKARACAK BİRİNİ Mİ HALİFE SEÇTİN…”






BAKARA SURESİ




7.İşaret filminin sahneleri mükmemmel diyebileceğimiz bir şekilde yukarıda bahsedilen hususları adeta gözlerimizin içine sokuyor. 7.İşaret (son kıyamet alameti) bir çocuğun ruhsuz dünyaya gelecek oluşudur. Çocuk doğarsa kıyamet kopacaktır.

ALLAH (c.c) yine sonsuz merhametini gösterip Cebrail’i insan kılığında annenin yanına yolluyor. Cebrail çocuğu doğuracak olan kadının evini kiralıyor. Aralarında iletişim kurulmaya başlayınca Cebrail kadına üstü örtülü bir şekilde hakikatı algılattırıyor. Çocuğun doğacağı ana yakın bir zaman diliminde Cebrail tekrar kadına görünüyor ve kadına soruyor:

- “Ruhunu çocuğa verir misin?”

Kadın kendisine yöneltilen sorunun ne anlama geldiğini bildiğinden hiç düşünmeden ruhunu çocuğa teslim ediyor. Bu sahnede annelerde ve babalarda görülen aidiyet duygusunun -benim çocuğum- çok ötesinde ve üstünde bir davranışla karşılaşmaktayız.

Peygamberimizin ashabı da bu örnekte olduğu gibi “LAİLAHEİLLALAH!” dediğinde nelerden vazgeçmesi gerektiğini (kendinden) çok iyi biliyordu.

Yazımın başlarında ; “ yok olma pahasına burada mısınız?” sorusunu yönelttikten sonra o halde “LAİLAHEİLLALLAH!” dememin sebebi budur.

“Biz eylemlerimizi gerçekleştirirken genelde bir çıkar gözeterek o eylemleri gerçekleştiririz; ama öyle eylemler vardır ki hiçbir çıkar gözetilmeksizin gerçekleştirilir. İşte o eylemlerin adı iyidir…” diyor İmmanuel Kant.

Ne oldu da bize Mü-min Mü-minin kardeşi iken insan insanın kurdu ( T.Hobbes-LEVİHATTAN ) oldu?
Hangi dilde “tanrı misafiri” kavramı vardır?

Hangi kültürde bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır?

R.Descartes’le başlayan 20.yy’a damgasını vuran modern zihniyetin ruhsuz insanı (individualist insan, et ve kemikten ibaret olup psikolojinin “organizma” kavramına denk düşen, sadece belli uyarılara belli tepkileri veren, duygusuz, ruhsuz insan) ruhunu aramaktadır. Ne yazıktır ki tanzimattan günümüze bir çok aydın bu süreci çağdaşlaşma, ilerleme olarak algılamıştır. Dünyanın önde gelen bilim adamları ve düşünürleri milyarlarca insanın kitle iletişim araçları aracılığıyla ruhsuzlaştırıldığını ,“boş benlik”ler haline getirildiklerini, insanın teknolojik ölümün gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Fransızlar; “bilgi, yüzyıl öncesinin dahisini yüzyıl sonrasının cahili yapar!” şeklinde bir ifade kullanırlar. Batı, düştüğü hatadan dönmemekte ısrar etmektedir. İnsan-özne’den bu yana (seküler bilinç, individualist insan) insanlığın düştüğü hatayı onararak insanlığa ruhunu verebilecek tek ırk “TÜRK IRK”ıdır.

NPQ dergisinin modus-vivendi (birlikte yaşamak) sayısında filozof John Gray’la röportaj yapılmış; John Gray:
-“Birlikte yaşamanın (tüm farklılıklara rağmen birarada tahammül ve hoş görüyle yaşayabilmenin ) en güzel örneklerini “Endülüs Emevileri” ve “Osmanlı Medeniyeti” göstermiştir.” diyor.
BM’nin Bosna’da yaptığı bir toplantıda ABD Dış İşleri Bakanı Hikmet Çetin’e :
- “Siz burada bu toplulukları barış ve huzur içinde 500 sene nasıl yönetebildiniz?” diye bir soru yöneltiyor.

Bu sorunun cevabı tarihte ve kültürde saklıdır.

Çoraklaşmış yürekleri ve toprakları filizlendirecek olan damarlarımızdaki asil kandır. Sadece bunun farkına (ne olduğumuzun) varabilirsek insanlığa karşı olan (ki bu zorunluluktur, fıtrattandır, Türk’ün genetiğidir) sorumluluğumuzun da farkına varmış olacağız. Tabiki yazımın başında belirttiğim gibi tanıyarak, öğrenerek.

“Çocukların ellerinde kirlenen soruların hangi çölün coğrafyasında cevaplanacağının yanıtını almak üzere!..”
Dr. Hasan Aktaş

DİPNOTLAR

(1)“Gerçi insan yaşamının değeri çok büyük, ama bizler hep insan yaşamından daha değerli bir şey varmış gibi davranıyoruz…ama nedir bu?”

(2)“Eski ve köksüz inanç ve fikirlerle birlikte, bütün donmuş sosyal ilişkiler eriyip gidiyorlar; bunların yerini alanlar, henüz iyice yerleşmeden eskiyorlar. Sağlamlığı ve sürekliliği olan her şey duman olup gidiyor; kutsal olan her şey murdar edildi ve insan, artık kendi hayatının gerçek şartlarını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini bütün çıplaklığıyla karşılamak (yüzleşmek) zorundadır.”(Çev.Mete Tunçay)

(3)ÖKÇESİZ,Hayrettin;SİVİL İTAATSİZLİK,AFA Yayınları,İST.1996,26.Sy.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
UYANIŞ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Giresun Üniversitesi Öğrencileri Paylaşım Alanı :: Eğlence :: Serbest Kürsü-
Buraya geçin: